Tarihi Bilgiler

Birinci ve İkinci Meşrutiyet

Birinci ve İkinci Meşrutiyet

Birinci ve İkinci Meşrutiyet

Meşrutiyet ve  Kanun-i  Esasî  (23 Aralık  1876)

Osmanlı Devleti; Tanzimat Devri’nde batılı ülkeler ile yakın ilişkiler kurdu. Aynı zamanda da dünyada haberleşme ve basın gelişti. Bu sebeple, Osmanlı Devleti aydınları içinde yeni bir aydın sınıfı meydana geldi. Bu aydın sınıfına tarihçilerimiz Yeni Osmanlılar, Avrupalılar ise Jön Türkler adını verdiler.

Yeni Osmanlılar adı verilen bu Türk aydınlarının en meşhur olanları; Mithat Paşa, Namık Kemal (1840-1888), Şinasi (1824-1871), Ziya Paşa (1825-1880) ve Ali Suavi’dir (1839-1878). Bunların çoğu devlet yöneticisi, şair ve yazar olan Türk aydınlarıydı. Ayrıca Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal; Mustafa Reşit Paşa tarafından desteklenerek yetiştirilmişti. Bu aydınlar daha sonraları, Tanzimat Islahatları ile devletin batmaktan kurtulamayacağına inandılar. Bu sebeple meşrutiyet yönetimi kurulması ve bir Kanun-ı Esasi (Anayasa) hazırlanması gerektiği yolunda düşüncelerini yaymaya başladılar. Gelişen matbaa sayesinde, 1835′ten itibaren geleneğe dayalı kültür ve edebiyatın yanında; batı tesiriyle ortaya çıkan yeni bir kültür ve edebiyatın temsilcisi ve Öncüsü oldular. Aynı zamanda fikirlerini yayarak, yeni nesiller üzerinde etkili olmaya başladılar.

Batı Anlayışı

XIX. yüzyılın sonlarında “vatan, millet, milliyet, hürriyet, eşitlik, meşrutiyet, cumhuriyet, hak ve hukuk” gibi kavramları ortaya attılar. Bu kavramlar aslında bilinmekteydi. Ancak Yeni Osmanlılar, bu kavramları, Fransız İhtilâli’nden sonra batıda gelişen anlayışlara göre yorumladılar. Daha sonra da bu kavramlar yayıldı. Dolayısıyla herkes bunları konuşmaya ve tartışmaya başladı.

Bu fikirler, batının teknik ve metotlarına göre kurulmuştur. Bu sebeple halen devam etmekte olan harbiye ve tıbbiye gibi askerî okullar ile bu okulların çevrelerinde tesirini gösterdi. Sonunda, Hüseyin Avni Paşa ve Süleyman Paşa gibi komutanlar, meşrutiyet ilân etmek ve kanun-i esası yapmak fikrine sahip oldular.

Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz Han (1861-1876), denizciliğe çok önem verdi. Büyük borçlanmalar ile çok güçlü bir Türk donanması meydana getirdi ve Avrupa ülkelerine ilk defa geziye çıktı. Aynı zamanda Avrupa’da gördüğü sarayların benzerlerini İstanbul’da yaptırdı. Ancak daha sonra Sultan Abdülaziz Han hakkında, devlet hazinesini israf ettiği söylentileri çıktı. Bunun üzerine, Yeni Osmanlılar tarafından desteklenen Hüseyin Avni Paşa, Süleyman Paşa ve Mithat Paşa, Şehzade V. Murat ile meşrutiyeti ilân etmesi şartı ile anlaştılar. Bu sebeple Sultan Abdülaziz’i ihtilâl ile tahttan indirdiler. Bunun üzerine, yerine Sultan V. Murat padişah ilân ettiler. Ancak bir süre Sonra, Sultan V. Murat’ın şuurunun bozuk olduğunu herkes anlşadı. Bu defa da Mithat Paşa, Şehzade II. Abdülhamit’e giderek meşrutiyeti ilân etmek ve Kanun-i Esasi‘yi getirme şartları ile anlaştı. Böylelikle Sultan V. Murat tahttan indirildi ve yerine Sultan II. Abdülhamit padişah oldu (31 Ağustos 1876).

Sultan Abdülhamid

Birinci ve İkinci Meşrutiyet – Sultan Abdülhamid

Birinci Meşrutiyetin İlânı ve Kanun-i Esasî’nin Kabul Edilmesi

Sultan II. Abdülhamit verdiği sözü tuttu. Mithat Paşa’nın başkanlığında, Namık Kemal’in de üye olduğu bir kurula Kanun-ı Esasî’yi hazırlattı. Böylelikle 23 Aralık 1876 yılında da Kanun-ı Esasî’yi kabul ettiler. Böylece Osmanlı Türk tarihinde I. Meşrutiyet Devri’ni açtı ve I. Meşrutiyet Meclisi’ni topladı. Bu meclise, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Mısır, Tunus, Lübnan ve Girit katılmadı. Selanik ve Bosna’dan, valiler tarafından seçilen temsilciler seçildi. Anayasa’ya göre 50.000 erkek kişiye bir mebus (milletvekili) seçilmesi gerekirken, Avrupa devletlerini etkilemek düşüncesi ile yapılan seçimler neticesinde;

  • Hristiyanlardan 107.557 erkeğe 1 milletvekili olmak üzere toplam 44 milletvekili,
  • Yahudilerden 18.750 erkeğe 1 milletvekili olmak üzere toplam 4 milletvekili,
  • Müslümanlardan 133.367 erkeğe 1 milletvekili olmak üzere toplam 71 milletvekili,
  • Padişah tarafından tâyin edilen “Ayan Meclisi” (Senato) üyesi 26 üyeden meydana gelen bir meclis kuruldu. 119 üyeli “Mebusan Meclisi” ve 26 üyeli “Ayan Meclisi olmak üzere iki meclisten meydana gelen parlamento, 19 Mart 1877′de ilk toplantısını Dolmabahçe Sarayı’nda yaptı. Meclis başkanlığına Ahmet Vefîk Paşa’yı seçtiler. Meclis çalışmalarına başladı.

Birinci  Meşrutiyet  Meclisi’nin  Türk Tarihindeki  Önemi

Osmanlı Devleti, bu meclis ile dünya tarihindeki en büyük demokrasi denemesini yaptı. Bu tarihe kadar, çeşitli milletlerin “millî meclisler” toplamalarına karşılık; Osmanlı Devleti, ilk defa üç kıta üzerinde yaşayan çeşitli ırklara, din ve mezheplere sahip toplulukları bir araya getirmeyi başardı. Ayrıca çeşitli yerlerden seçilerek ya da tâyin edilerek gelen temsilciler Millet-i Müttehide-i Osmaniye’yi (Birleşik Osmanlı Milletleri) meydana getirdiler. Milletvekilleri, fikirlerini kuvvetlendirmek için, mensubu bulundukları kültürün kaynaklarından misaller gösterdiler. Müslümanlar Kur’an-ı Kerim ve İslâm tarihinden; Rumlar eski Yunan filozoflarından; Yahudiler ve Lübnanlı Maruniler Fransız îhtilâli’ni hazırlayan aydınların düşüncelerinden gösterdikleri deliller ile düşüncelerini savundular. Osmanlı Devleti’ni kurtarmak düşüncesinde birleşen milletvekilleri, devletin nasıl kurtulacağı konusunda ayrıldılar.

Birinci ve İkinci Meşrutiyet

Birinci ve İkinci Meşrutiyet

Birinci Meşrutiyet Meclisi’nin Dağılması ve Sultan II. Abdülhamit

Sultan II. Abdülhamit, Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durdurmak ve devamını sağlamak için, dedesi Sultan II. Mahmut ve babası Sultan Abdülmecit devrinde yapılan ıslahatlara devam etmek istedi. Bu yüzden, Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınların tesiriyle meşrutiyeti ilân etti ve anayasa hazırlattı.

Ancak Sultan II. Abdülhamit, daha sonra sadrâzam olan Mithat Paşa ile anlaşamadı. Çünkü Mithat Paşa, tam bir meşrutiyet idaresi kurmak ve padişahın yetkilerini en aza indirmek istemekteydi. Ayrıca, Mithat Paşa’nın Sultan Abdülaziz’in ölümünden sorumlu olduğuna inanmakta ve Mithat Paşa’nın kendisini yönetim dışı bırakan davranışlarından rahatsız olmaktaydı. Sonunda Mithat Paşa, sadrazamlıktan azledildi. Aynı zamanda kendisine karşı olanların padişahı yönlendirmeleri ile de yurt dışına sürgün edildi.

Meşrutiyet Meclisi toplandıktan sonra Osmanlı-Rus savaşı başladı (1877-1878). Bu sebeple memleketin durumu iyice kötüleşti. Savaşın kötüye gittiğini gören Sultan II. Abdülhamit, sarayda kurduğu bir “savaş kurulu” ile savaşın idaresini merkezden yapmaya çalıştı. Ancak diğer taraftan Meclis’te bir uyum sağlanamadı. Çeşitli bölgelere mensup olan mebuslar, kendi bölgeleri ve fikirleri doğrultusunda kararlar verilmesini istediler. İşte bu durumda, Sultan II. Abdülhamit devleti, babası Abdülmecit gibi yumuşak değil; dedesi II. Mahmut gibi otoriter bir şekilde yönetmesi gerektiğine inanmaktaydı. Bu sebeple Kanun-i Esasi’nin kendisine verdiği yetkiye dayanarak meclisi süresiz tatil etti (14 Şubat 1878). Sultan II. Abdülhamit bundan sonra memleketi, 1908′de meşrutiyetin ilânına kadar, sıkı bir yönetim ve kendi otoritesi altında yönetti. Daha önceden verilen birçok hakları kaldırdı. Aynı zamanda basın – yayına sıkı bir denetim uyguladı.

İkinci Meşrutiyet (23 Temmuz  1908)

Sultan II. Abdülhamit’in otoriter yönetimi otuz yıldan fazla sürdü. Bu sürede meşrutiyet ve anayasa taraftarı olan aydınlar, mücadelelerine devam ettiler. Yeni Osmanlıların bir kısmı da öldü. Bir kısmı sürgüne gönderildi. Ayrıca Yeni Osmanlılar memleket içinde, Osmanlı Devleti’nin bir Kanun-i Esasi (Anayasa) ile idare edilmesi, Osmanlı Devletinin kurtarılması ve toplumun dünyada gelişen medeniyetten faydalanması için meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiği; hürriyet, vatan ve meşrutiyet için mücadele etmenin yüksekliği ve kutsallığı fikirlerini yaydılar.

Bu fikirler, yeni nesilleri etkiledi. Ayrıca fikirlerin yayılması için birçok gizli dernekler kuruldu. Bu fikirlere sahip olanlar, devletin sıkı takibinden kurtulmak için, kısmen daha rahat olan Makedonya’daki Selânik’e yerleştiler. Bir kısmı da Avrupa ülkelerinde ve özellikle Fransa’da faaliyetlerine devam ettiler. Bunlardan Ahmet Rıza ve Prens Sabahattin Paris’te; Mizancı Murat ve Ahmet Cevdet Kahire’de; İttihat ve Terakki Cemiyetinin kurucuları olan İbrahim Temo, Tunalı Hilmi, İshak Sukûti ve Hüseyinzâde Ali İstanbul ve Selanik’te, Sultan II. Abdülhamit’in otoriter yönetimine karşı yayınlar yapan Genç Osmanlılardır(Jön Türkler).

Birinci ve İkinci Meşrutiyet

Birinci ve İkinci Meşrutiyet

İttihat ve Terakki

Ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (Birleşme ve İlerleme Derneği) çalışmaları İstanbul’da öğrenildi. Bu sebeple cemiyetin üyelerini sıkı bir takibe aldılar. Bunun üzerine fiilî başkanı olarak Paris’te Ahmet Rıza Bey’in göründüğü cemiyet, çalışmalarını Selânik’e kaydırdı. Ahmet Rıza Bey, Paris’te “Meşveret” adında bir gazete çıkarmaktaydı. Prens Sabahattin Bey de “Teşebbüs-ü Şahsî ve Ademi Merkeziyet” (Devletin merkezî olarak değil, mahallî olarak yönetilip, kişilerin serbest iktisadî faaliyetlerde bulunabilmeleri) adındaki cemiyet ile Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı çalışmalar yapıyordu.

İttihat ve Terakkinin yurt içinde ve dışında yaptığı çalışmalar, Selanik’te bulunan III. Ordu’nun genç kurmayları arasında taraftarlar buldu. Dolayısıyla cemiyet, burada kısa zamanda güçlendi. Bu sırada, Rusya ve İngiltere Reval’de bir görüşme yaptılar. Aynı zamanda bu görüşmede Makedonya meselesini konuştular. Hristiyanların yaşadığı yerlerde ıslahat yapılması bahanesi ile Osmanlı Devletinin içişlerine müdahale edilmesine karar verildi.

Böyle bir ortamda, İttihat ve Terakki Cemiyeti gücünün belli bir noktaya ulaştığını kabul etti. Sultan II. Abdülhamit’e meşrutiyet ve anayasayı zorla kabul ettirmek için hareketlerini yoğunlaştırdı. Genç subaylardan Kolağası Resneli Niyazi ve Binbaşı Enver Beyler, emirlerindeki askerler ile birlikte dağa çıkıp, ayaklandılar. Selanik’teki İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri, hükümet konağını işgal ettiler (23 Temmuz 1908). Bu olayları öğrenen, Sultan II. Abdülhamit, aynı gün meşrutiyeti yeniden yürürlüğe koyduğunu ilân etti.

Daha sonra memlekette geniş bir hürriyet havası esmeye başladı. Aynı zamanda yüzlerce gazete ve dergi çıktı. Herkes istediğini söyledi ve yazdı. Beş ay kadar sonra Meclis yeniden açıldı ve Ahmet Rıza Bey’in başkanlığında çalışmalarına başladı. Ayrıca birden fazla siyasî fırka (parti) kuruldu.

31 Mart (13 Nisan) Olayı ve Sultan II. Abdülhamit’in Tahttan İndirilişi

Meşrutiyet’in ilânından sonra, geniş hürriyet havası içinde çeşitli zümreler, menfaatleri doğrultusunda siyasî çalışmalara girdiler. Menfaat esasına göre kurulan partiler, gruplar, gazeteler arasında şiddetli tartışmalar ve mücadeleler başladı. İttihat ve Terakki Partisi ile Ahrar Partisi bu mücadeleye önderlik ettiler. Memleketin içinde bulunduğu bu karışık durumdan faydalanmak isteyen Avrupa devletleri de, tartışma ve mücadeleleri artırıcı yönde değişik ölçülerde tahrik ve teşvikte bulundular.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı muhalif olan Volkan Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Galata Köprüsünde vuruldu (8 Nisan 1909). Bunun üzerine olaylar hızlandı ve çeşitli gösteriler yapıldı. İttihat ve Terakkinin meşrutiyeti korumak için Selanik’ten İstanbul’a getirdiği “Avcı Taburları” ve yeni rejimin koruyucusu durumundaki askeri birlikler, meşrutiyete karşı isyan ettiler (13 Nisan 1909). Ancak hükümet ve padişah olaylara seyirci kalmaktan başka hiçbir şey yapamadı. Bundan dolayı isyan genişledi ve İstanbul’da karışıklıklar arttı.

İttihat ve Terakki, İstanbul’daki karışıklıkları durdurmak için, Selanik’teki III. Ordu birliklerinden meydana gelen Hareket Ordusu’nu İstanbul’a davet etti. Hareket Ordusunun başında Mahmut Şevket Paşa, kurmay heyetinde ise Cemal Bey (Paşa) İle Mustafa Kemal Bey (Paşa) bulunmaktaydı. İstanbul’a gelen Hareket Ordusu, isyanı bastırdı. Aynı zamanda bu olaylardan sonra meclis, olaylarda padişahın sorumluluğu bulunduğunu belirterek Sultan II. Abdülhamit’i tahttan indirdi. Yerine Sultan Mehmet Reşat (V. Mehmet) padişah oldu.

31 Mart Olayı

Birinci ve İkinci Meşrutiyet – 31 Mart Olayı

İkinci Meşrutiyet Devri’nin Sona Ermesi

II. Meşrutiyet Devri’nin (1909-1918) en önemli partisi olan İttihat ve Terakki, başlangıçta “İttihat-ı Anasır” (Çeşitli Unsurların Birliği) siyasetini takip etti. “Müslümanlar” ve “Türkler” etrafında Osmanlılık siyasetini meydana getirmeye ve yürütmeye çalıştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında da, devletin siyasetinin bazı Müslüman topluluklar (Araplar) üzerinde dahi tesirinin bulunmadığını ve yürümediğini gören İttihat ve Terakki, bu defa da genel siyasetini “Türkçülük” alarmı çevresinde topladı. Fikirde Ziya Gökalp, şiirde Mehmet Emin Yurdakul ve siyasette Enver Paşa birbirlerine paralel bir “Türkçülük” akımı takip etmeye başladılar.

Bu devirde Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hızlandıran Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya savaşları aralıksız devam etti. Balkan Savaşlarında Rumeli Türklüğü çok büyük katliam ve kıyımlara uğradı. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya tarafında savaşa girdik. Sonuçta, Almanya ile birlikte mağlup olmuştuk. Gerçekte ise Türk orduları savaştıkları cephelerde mağlup olmamış, Çanakkale gibi bir zaferi kazanmış ve “Çanakkale geçilmez” dedirtmişti.

Daha sonra Mondros Ateşkes Antlaşması yapıldı (30 Ekim 1918). Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti kayıtsız şartsız teslim oldu. Geçen on yılın sorumluluğunu İttihat ve Terakki Partisine yüklediler. İttihatçılardan ele geçenler yargılanmaya başlandı. Devrin ünlü yöneticileri olan İttihat ve Terakkinin üç lideri Talat Paşa, Cemal Paşa ve Enver Paşa memleketi terk ederek Almanya’ya gittiler. Daha sonra Cemal Paşa ve Enver Paşa Kafkasya’ya geçtiler. Enver Paşa, buradan Türkistan’a gitti. Talat Paşa Berlin’de, Cemal Paşa da Tiflis’te Ermeni komitacıları tarafından öldürüldüler. Enver Paşa’yı ise Buhara civarında bir Türk birliğinin başında Ruslara karşı savaşırken vurdular.

Ayrıca İstanbul, 1918-1922 yıllan arasında İtilaf Devletleri işgalinde kaldı. Bu sırada, Mustafa Kemal Paşa Türk milletinin kurtulması ve yeni Türk Devleti’nin kurulması için Millî Mücadele’yi başlattı.

Yazar hakkında

Gökçenur Akyıldız

Yorum yap