Tarihi Bilgiler

İskitler Tarihi – İskitler Kimdir ?

İskitler Kimdir ?

İskitler Tarihi – İskitler Kimdir ?

İskitler Tarihi: İskitler, doğuda Çin seddinden başlayarak batıda Tuna Nehri’ne kadar uzanan yaklaşık 7000 km²’lik bir coğrafya’da, 1000 yıla yakın varlıklarını hissettirmiş, ilk atlı göçebe kavmi olarak kaynaklarda kendilerine yer bulmuşlardır. İskit adı kaynaklarda değişik şekillerde geçmektedir. Şöyle ki: En eski Grek kaynaklarında Skudai, Skythai, Pers çivi yazılı metinlerinde Saka-İçkudra-Çkudra, İlk İskit adına Asur kaynaklarında Aşguzaişeklinde, imparator Asarhaddon (M.Ö 680-668) döneminde rastlamaktadır. Çin yıllıklarında ise Sai ve Sai-wang şeklinde geçmektedir.

İskitler Kimdir ?

İskitler Kimdir ?

Çok geniş sahalara yayılmalarından dolayı birçok devlet ve kavimle ilişki kuran İskitlerin, bu şekilde farklı adlar ile anılmaları doğaldır. Burada bir ayrıntıyı belirtmekte de yarar vardır: Grek kaynakları Karadeniz’in kuzeyindeki İskitleri yani Hazar Denizinden Tuna Nehrine kadar uzanan sahada yaşayan İskitleri, İskit (Skytha)olarak adlandırmışlardır. Çin kaynaklarındaki Sai ise Doğu Sakaları için kullanılmıştır. Bazı farklılıklar olsa da genel itibari ile kastedilen topluluk İskitler veya onlara bağlı büyük kitlelerdir. Buradan batıdaki İskitler ile doğudaki Sakaların aynı veya birbirine benzer topluluklar olarak görmek mümkündür. MÖ VII-VI yüzyıllarda Karadeniz’in kuzeyinden batıya göç eden bu topluluğun etnik yapısı ve sosyal hayatı hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür.

İskitler Türk Müdür ?

a) İranilik Nazariyesi: Bu görüş XIX. yy’da Zeus, Mülennhov, Tomaschek, Fressel ve Wilser gibi ilim adamları tarafından ortaya atılmıştır. Bu görüşü savunanlar İskit ve İran dinini karıştırarak, bu iki dinin arasında bağlantı kurmaya çalışmışlardır. Ayrıca İskit dilinden kaldığını ileri sürdükleri kelimelere dayanarak bu görüşlerini desteklemişlerdir. Türk tarihçilerinden A.N. Kurat da bu görüşü kabul edenlerdendir.

İskitler Tarihi - İskitler Türk Müdür ? İskitlerin Menşei ?

İskitler Tarihi ? İskitler Türk Müdür ? İskitlerin Menşei ?

b) Slavlık Nazariyesi: Bu görüşü ileri sürenler Zabelin, Grigoriyev, İlovayski gibi Rus araştırıcılardır. Özellikle Zabelin, Herodotos’un eserinden ziyade Kul Oba’da bulunan İskit vazolarındaki resimlerden hareket ederek görüşünü ispat etmeye çalışmıştır. Resimlerdeki elbiseler ile Rusların elbiseleri arasında bağlantı kurmaya gayret etmiş ise de ilim âlemi bu görüşü mesnetsiz olarak kabul etmiştir.

c) Ural-Altay Irkı (Turanilik Nazariyesi): Bu görüşün en hararetli temsilcisi B.G. Niebuhr olmuştur. Yine E.H.Minns, O. Franke, G.Kuun’da bu görüşü desteklemişlerdir. Türk ilim adamları arasında ilk defa Molla Mehmet El’abeşi İskitlerin Türk oldukları tezini savunmuştur. Onu S.M.Arsal, Ş.Günaltay, Z.V.Togan izlemişlerdir. Günümüze ise Taner Tarhan ile İlhami Durmuş bu görüşün temsilcileridirler. Özellikle Tarhan, Kimmerler ve İskitleri Eskiçağ’daki “Türk Kültür Tarihi”nin temsilcileri olarak görmektedir. İskitlerin Türk olduğunu iddia edenler bu görüşlerini eskiçağdan kalma yazılı ve arkeolojik kaynaklara dayandırmaktadırlar. Bununla beraber H.Triedler ve Z.V. Togan gibi ilim adamları da İskitlerin hâkim tabakasının Türk olduğunu ileri sürmüşlerdir ki biz de bu görüşe katılanlardanız.

İskitlerin Türk Olduklarını İddia Edenlerin İleri Sürdükleri Deliller:

1. Herodot ve Strabon’un da belirttiği gibi, İskitlerle Türklerin anayurdunun aynı olması;

2. İskit kabile isimlerinin Türkçe olması, Saka kelimesinin Sak (Sağ) kelimesinden türemiş olabileceği ve yan manasına gelmesi;

3. İskit dilinin Türk dili ile benzerlikler göstermesi;

4. İskit dininin Türk diniyle ilgisi: Türklerdeki Gök Tanrı ile Tabiaat kuvvetlerine kutsallık izafe edilmesi (Yersub)’nin İskitlerde de olması ile Şaman kültürü, kâhinlik ve büyücülüğün mevcudiyeti;

5. Gelenek ve göreneklerin benzerliği.(Domuz yememeleri, at kurban etmeleri, and içme merasimi, ölü gömme adetleri vs);

6. Eski Türk sanatının izlerinin İskitlerde görülmesi. Kurgan kültürü (Türkistan’da eski mezarlara verilen ad), Türklerdeki Hayvan Üslubu’nün İskitlerin sanat anlayışı ile aynı olması, hatta Hun sanatının İskit sanatı ile nerede ise birebir örtüşmesi;

7. İskitlerin devamı kabul edilen Türk boyları Kaşgarlıların, Tarançıların ve kuzeyde bulunan Yakut Türklerinin atalarının Sakalar olabileceğinin kabul edilmesi;
Bununla beraber Türk ilim âleminde İskitlerin Türklüğü konusuna şüphe ile yaklaşan ilim adamları da vardır ki bunlar arasında İbrahim Kafesoğlu ilk sırada gelmektedir.
İskit/Saka adının anlamı üzerinde oldukça fazla çalışma yapılmış ve değişik anlamlar verilmiştir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: “sağ, akıllı, yetenekli, ileri görüşlü, kuvvet, güç ve yay”dır. Bunlar arasında özellikle Saka kelimesinin yaygın manası olan güç, kuvvet ve yay ilim âleminde kabul görmüştür.

İskitlerin Siyasi Tarihleri:

İskitler, doğudan batıya doğru göç eden kavimlerin birbirlerini sıkıştırmaları sonucu ortaya çıkmışlar ve MÖ VIII’de Massagetlerle yaptıkları savaşı kaybedince Kimmerlerin ülkesine gelmişlerdir. İskitlerle Greklerin tanışması, Karadeniz kıyılarında ticaret kolonileri kuran Grekler sayesinde olmuştur.
İskit Devleti bölgenin en etkili güçü olma yolunda ilerlerken, yayıldığı sahalardaki devletlerle de siyasi ilişkiler kurmuştur.

İskit-Kimmer Münasebetleri (MÖ VII. yy):

İskitler Hazar Denizinden Tuna Nehrine kadar olan coğrafyada ve Karadeniz’in kuzeyine doğru yayıldıklarında Kimmerler ile karşılaşmışlardır. Böyle büyük bir istilayı beklemeyen Kimmer halkı hükümdarları ile beraber ortak bir karar vermek üzere toplanmıştır. Toplantıya katılan halktan bir kısmı ile hükümdar, İskitlere karşı savaşmayı düşünürlerken, diğer bir kısım onlara karşı bir şey yapamayacaklarını söyleyip yurtlarını terk etmek istemişlerdir. Her iki taraf arasındaki bu görüş ayrılığı sebebi ile bir mücadele yaşanmış ve bu mücadelenin sonunda geri kalanlar yurtlarını terk etmişlerdir (MÖ VII. yy).

İskitler, Kimmer ülkesine girdiklerinde ülkenin doğu kısmında bulunan Kimmerler ile ilk teması kurmuşlardır. Yurtlarından ayrılan Kimmerler ise MÖ VIII. yy’ın son on yılı içerisinde Karadeniz’in kuzeyine göç etmişler, oradan Kafkasları geçerek Urartu topraklarına yayılıp, Anadolu’yu istila etmeye başlamışlardır.

İskitlerde Kimmerlerin ardından Kafkasları doğudan dolaşarak Hazar Denizi kıyısını takiben Derbent-Demirkapı Geçitleri üzerinden Azerbaycan’da ve İran’da bir kasırga gibi esmeye başlamışlardır.

İskit-Urartu Münasebetleri (MÖ VI. yy):

Kimmerleri takip ederek Anadolu’nun doğusunda önemli bir devlet kuran Urartuların topraklarına ulaşan İskitler, Urartu Kralı II. Rusa (M:Ö:685-645) ile dostluk kurarak bir anlaşma yapmışlardır. Ancak bu dostluk uzun sürmemiş ve VII. yy’ın sonlarında ve VI. başlarında Urartuların yerleşim merkezleri İskit saldırılarından nasibini almıştır. İskitler bu yerleşimleri yakıp yıkmışlardır. II. Rusa tarafından inşa ettirilen Teişabaini şehri ve kalesi MÖ VIII. yüzyılın sonlarına doğru İskitler tarafından zapt edilerek tahrip edilmiştir.

Urartu Devleti’nin Azerbaycan tarafındaki eyaleti parçalanınca, İskitler hükümdarları Bartatua ve oğlu Madyes idaresinde , bizzat Urartuların ülkelerini işgal etmek ve oradaki Sakız’ı kendilerine başkent yapmak ve buradan Kızıl Irmak’a kadar uzanan batı istikametindeki bölgeyi kontrol altında tutmak amacıyla kuzey Persia’da kalmışlardır. İskitler yaptıkları sürekli hücumlarla Urartu Devleti’nin yaklaşık olarak MÖ 585’de yıkılmasını sağlamışlardır.

İskit-Asurlu Münasebetleri (MÖ VIII-VI. yy):

Kimmerleri topraklarından çıkaran ve onların arkasından Kafkasları aşarak Urartu Devleti’nin sınırlarına ulaşan İskitler, Urartu Devleti’nin ortadan kalması ile Asur Devleti’nin kuzeyden komşuları olmuşlardır.

Kral Asarhaddon zamanında Asur Devleti’nin kuzey ve kuzeydoğu sınırları Kimmerler ve İskitlerin istilasına uğramıştır. Asarhaddon, İskit hükümdarı Bartatua ile anlaşarak kızını ona vermiş ve aralarında bir akrabalık ile dostluk oluşmuştur. Bu dostluğun sağladığı güvenle Kral Ashaddon, Hubaşna (Konya Ereğlisi)’ya kadar giderek, Kimmer başbuğu Teuşpa ile müttefiki olan Hilakku Devleti’ni mağlup etmiştir. Bu durumdan İskitler istifade etmek istemişler ve Kimmerleri batıya doğru itmişlerdir.

MÖ 626’da İskitler o kadar güçlenmişlerdir ki, Asurlular onların yardımları ile Medlerin yaptıkları Ninive kuşatmasını kırmışlardır. Bu başarılarından sonra İskitler MÖ 611’de Filistin’e ulaşıncaya kadar Suriye’yi baskı altında tutmuşlardır. Mısır’a karşı bir harekât düşünmüşlerse de bu düşünceleri Kral Psametikos tarafından haraç ödenmek sureti ile önlenmiştir.

İskit-Pers Münasebetleri (MÖ V. YY):

İskitlerin en uzun süre münasebet kurdukları Perslilerdir. Medlerden sonra bu coğrafyada kurulan Akamenitler sülalesi döneminde İskitler büyük bir güç kaybetmelerine rağmen, siyasi varlıklarını devam ettirmişlerdir. İran destanlarına göre bunlar Afrasyap’tan sonra tekrar büyük bir devlet hâline gelerek, bir süre İran’ı da hâkimiyet altına almışlardır. Büyük Kirus (MÖ 555-529) zamanında Sakaların Babil ve Asurlulara karşı düşmanca hareketleri ve Hazar Denizinin güneybatı sahilinde yaşayan Herkanlılarla birleşerek Asurlulara karşı asker gönderdikleri ve sonuçta Kirus ile birleştikleri söylenmektedir. Ancak Sakaların Türkistan’daki esas zümreleri Kirus’a bağlı olmamıştır. Kirus, Saka Devleti’ni idaresi altına almak için çok uğraşmıştır.

Kirus MÖ 539 yılında Babil’i ele geçirerek, Babil Devleti’ni, Krallığına katmıştır. Kirus’u İskit-Saka tarihinde ön plana çıkaran ise İran’ın kuzey doğusunda oturan bu bozkır kavmine karşı sürekli savaşmasıdır. MÖ 529’da Kirus’un ölümüne sebep olan Pers-Saka savaşında Sakalara karşı Pers ordusu ağır bir yenilgiye uğramıştır. Savaş dar bir boğazda yapılmış ve Saka ordusunu komuta eden Tomris (Sakaların kadın lideri) ve askerleri büyük başarı kazanmışlardır. Bu savaşta “Turan Taktiği” ya da “Kurt Oyunu” adı verilen savaş taktiği ustaca uygulanmıştır.

Kirus’tan sonra oğlu Kambiz’in yerine geçen I.Darius zamanında Pers hâkimiyeti genişleyerek devam etmiştir. Darius Türkistan’daki Sakalar üzerine MÖ 518-17 yıllarında giderek onları yenmiştir. Darius Behustin Kitabesinde “Sivri Başlıklı Sakaları” ülkesine sefer yaptığını, onların bir kısmını yendiğini, bir kısmını öldürdüğünü, liderleri olan Sakunkha’yı esir aldığını bildirmektedir. Z.V.Togan, Darius’un Türkistan Sakalarına karşı yaptığı savaşta kendi askerlerine Saka askerlerinin kıyafetini giydirerek, hile ile hareket ettiğini ve bu yüzden Saka başbuğlarının mağlup olarak çöllere çekildiklerini, Sirak adlı bir çobanın Darius’un ordusuna yanlış yol göstererek, onları çölün ortasına sokup ülkesini kurtardığını söylemektedir. Buradan anlaşılan, Darius’un Saka başbuğlarından sadece Sakunkha’yı esir aldığı diğerlerinin ise bu durumdan kurtulduklarıdır.

Pers Kralı Darius MÖ 513’de“Deniz Ötesindeki Sakalar”a karşı bir sefer yapmayı planlamışsa da, Batı Anadolu’daki isyanları yüzünden bu planından vazgeçmek zorunda kalmıştır. Aynı yıl bu sırada Trakya’da bulunan Karadeniz İskitlerine karşı harekete geçmiştir. Darius’un üzerine geldiklerini gören İskitler, Perslere karşı komşu kabileler ile birlikte hareket ederlerse daha başarılı olacaklarını söyleyerek yardım istemişlerdir. Gelon, Budin ve Sarmat hükümdarları İskitlere yardım etmeyi uygun görürlerken, kuzeyde oturan kavimler bu teklifi kabul etmemişlerdir.

Darius, önce İstanbul Boğazını geçerek Trakya’ya girmiş oradan yoluna devam ederek, Don Nehrini geçmiş ve İdil’e doğru ilerlemiştir. İskitler onun önünden geri çekilmişlerdir. Darius’un, Tuna Nehri üzerindeki köprüyü savunmaları için İonyalılara verdiği altmış günlük süre hızla dolarken, askerleri arasında bir bıkkınlık ve yorgunluk meydana gelmiştir. Bu duruma canı sıkılan ve kesin bir sonuç alamayacağını anlayan Darius, bu sırada doğuya doğru çekilen İskitlerin hükümdarı İdanthyrsos’a haber göndererek; kendisini güçlü hissediyorsa kaçmamasını, savaşa girmesini, eğer kendin de o gücü görmüyorsa, huzuruna çıkarak haraç olarak toprak ve su getirmesini istemiştir. Bunun üzerine İskit hükümdarı ona, ondan korkmadığını, kendilerinin şehirleri ve dikili ağaçları olmadığından savaşa girmek istemediklerini fakat atalarının mezarlarını bulurlarsa o zaman savaşacaklarını bildirmiştir.

İskitlerle savaşamayacağını anlayan Darius, geri çekilmeye kara vermiş ve böylece İskitlere karşı istediği başarıyı gösterememiştir. İskitlerin Kafkasya yolu ile İran üzerine akın yapmalarına karşı bir tedbir olarak genellikle İskitleri doğudan olduğu gibi batıdan da kuşatma fikri, oyalama taktikleri yüzünden başarısızlığa uğramıştır. Netice olarak İskit/Sakalar büyük bir güç olarak gerek Kirus gerekse Darius dönemlerinde Persleri bir hayli uğraştırmışlardır.

İskit-Sarmat Münasebetleri (MÖ II. yy):

İskitlerin münasebet kurdukları devletlerden biri de kendileri gibi bozkırlı bir kavim olan Sarmatlardır. Sarmatlar, İskitlerin doğusunda bulunuyorlardır. Sarmatlara ait bilinen en önemli özellik kadınlarla erkeklerin beraber savaşa gitmesi, kadınlarının da iyi birer savaşçı olmalarıdır. İskitlerin gittikçe zayıflamaya başladığı dönemde topraklarının batı sınırları Keltlerin saldırısına maruz kalırken, doğu tarafı İdil Nehri’nin ardından gelen Sarmatlar tarafından tehdit edilmeye başlanmıştır. MÖ III yy’ın başlarında Sarmatlar Don Nehrinin doğu kıyılarına yaklaşarak aynı yüzyılın sonlarına doğru da Don Nehrinin batı kıyısına geçmeyi başarmışlardır. Böylece hem doğudan hem de batıdan sürekli sıkıştırılan İskitler MÖ II’yy’ın başlarına kadar İskitya’nın yalnızca bir bölümünü, özellikle de orta bölümünü ellerinde tutabilmişlerdir.

İskitlerin Sonu:

İskitlerin Yıkılışı

İskitler, MÖ IV. yy.’da yaşamış Atey adındaki kralın yönetimi altında güçlerinin zirvesine erişmişlerdir. Ancak MÖ III. Yüzyılın başlarında Keltlerin ve Sarmatların saldırıları sonucu iyice güçsüz duruma düşmüşledir. Bu yüzyılın sonlarına doğru yeniden güçlenerek hükümdarları Scylurus’un MÖ 110’da Neopolis’i kendilerine başkent yapmaları ile tekrar siyasi arenada görünmüşlerdir. Ancak Sarmatlar Avrasya bozkırlarında hâkimiyetlerini ilerletmek için daima İskitleri batıya doğru itmişlerdir. Sarmatların bu başarılarının altında ordunun muharip gücü ile yeni teçhizatlara sahip olmasının büyük etkisi vardır. İskitler bu yeni orduya karşı başarılı olamamışlar ve MS II. yy’a kadar varlıklarını koruyabilmişlerdir. Bu asırda güney Avrupa’ya doğru ilerleyen Gotlar tarafından tamamen ortadan kaldırılmışlardır.

İskit Kültürü:

İskitler hüküm sürdükleri dönem içerisinde yüksek sayılabilecek bir kültür yaratmışlar, bıraktıkları mükemmel “hayvan figürleri” ile özellikle güzel sanatlar alanında ünlenmişlerdir. İskit halkının çoğunluğu hayvan yetiştiriciliği ile uğraşırken, bazı kabileler tarımla da uğraşmışlardır. Bozkırlı İskitleri anlatırken Herodot “ne şehirlerinin, ne de istihkâmlarının olduğunu, evlerini ise beraberlerinde taşıdıklarını” yazmaktadır. Nitekim göçler sırasında İskit kadın ve çocuklarının arabalara yerleştirilmiş çadırlarda, erkeklerin de at üzerinde hareket ettikleri bilinmektedir.

İskitlerin gösterdiği yükselme, demir işleme teknolojisini öğrenmeleri ve göçebe hayvancılığını geliştirmelerine bağlı olmuştur. Çünkü demir madeninin kullanılması tarım, zanaat ve savaş sanatında bir devrimin yaşanmasını sağlamıştır. Atı üzerinde savaşa katılmak bir İskit için son derece onurlu ve tecrübe isteyen bir işti. Tipik bir İskit savaşçısı, mızrak ve ”akinak” denilen kısa bir kılıçla donanmış olan atlı okçudur. Yaşadıkları dönemde yenilmez sayılan İskit süvarisi düşmana aniden hücum etme yeteneğiyle ünlenmiştir. Yine kadim bir savaş taktiği olan “Turan Taktiği, Kurt Kapanı” da onlar tarafından başarı ile uygulanmıştır. İskitlerden çok sonraları dahi, İskit askeri başarıları konuşulmaya ve uygulanmaya devam edilmiştir. Özellikle Bizans’ta askeri strateji kitapları yazan müellifler İskitlerden bir hayli bahsetmişlerdir.

Dillerinin Türkçe ile bağlantısı olduğunu ileri süren ilim adamları Kazakistan’ın Almatı Şehrinin yakınlarında bulunan Esik Kurganında bulunan üzeri yazılı küçük bir kabı en büyük örnek olarak göstermektedirler. İskit/Sakalara ait olduğu düşünülen ve 26 harften oluşan bu yazı O.Süleymanov tarafından “Han’ın oğlu yirmi üç yaşında yok oldu. (Halkın?) adı da yok oldu” şeklinde günümüz Türkçesine aktarılmıştır. Yine antik dönem yazarlarının verdiği tanrı, coğrafya ve şahıs isimleri, Sus ve çevresinde bulunan tuğla parçalarındaki kelimeler ki mesela Temerinda: Teniz-Deniz Türkçe kabul edilmektedir.

İskitler Tarihi ve kültürüyle alakalı söylenen bazı rivayetler: İskitlerin diğer kültür özelliklerinden bazıları ise şunlardır: domuz etini yememişler, Tanrı’nın gökte olduğuna inanmışlar, atı kutsal saymışlar ve kadınlara ayrı bir değer vermişlerdir. Demiri hayatlarının her aşamasında kullanmışlardır.

Yazar hakkında

Serhat Bozkurt

Yorum yap