Tarihi Bilgiler

Osmanlı’da Bayram

Osmanlı’da Bayram:

Osmanlı’da Bayram; Osmanlı’da ramazan ayı nasıl geçiyordu ? Batılı gezginler ramazanı nasıl değerlendiriyordu ? Osmanlı dönemini anlamak için en iyi kaynaklardan biri de gezginlerin tuttukları notlardır.  Osmanlı’da ramazan ve bayram ritüelleri her zaman yabancı seyyahların ilgisini çekmiştir. Bunun ilk örneklerinden biri olarak Alman gezgin Salomon Schweigger‘in 1578-1581 yılları arasında Osmanlı’ya yaptığı yolculuğun notlarında yer verdiği ramazan anlatımında gösterebiliriz. Schweigger, Almanya’dan İstanbul’a ve Kudüs’e Yolculuk kitabının Türkiye’yle ilgili bölümünde ramazanı ve bayram eğlencelerini anlatıyor:

“Türklerin orucu ve her yıl kutladıkları önemli yortuları”

“Türklerin oruç dönemine ramazan (ramadan) denir. Bu dönem yılın belli bir zamanına denk gelmez, sürekli değişir ve hep başka bir aya rastlar. Örneğin bu aralık ayında oruç tutarlarsa ertesi sene ocakta, üçüncü yılda şubatta tutarlar ve böyle devam eder. Oruç bir ay sürer. Oruç zamanı bütün gün ne yemek yerler ne de su içerler, ta ki gökyüzünde yıldızlar görününceye kadar. Orucu bozduktan sonra bütün gece yerler içerler. Böylece oruç zamanı yılın en bolluk içinde yaşandığı zaman olur ve bu yüzden halk ramazanı büyük bir hevesle bekler. Yıldızlar batınca tekrar oruç başlar. İnsanlar muntazaman camilere giderler ve sadaka verirler.

 

Osmanlı'da Bayram

 

Camilerin minarelerindeki şerefelere asılan tahta fenerlerin içerisine kandiller yerleştirerek etrafa ışık saçılır. Çoğu kez bir minareden diğerine ip gerilir, buna bağlanan kısa ve uzun başka iplere kandiller asılır. Gece olunca fakir insanlar sürüler halinde evden eve gezerler, eğer kendilerine bir armağan verilirse ‘Allah bereket versin’ (Alla beretchet vuersung) derler. Ama genelde sadakalar çok verilmez. Bunun yanında köpeklere ve kedilere de sadakalar dağıtılır. (…)

 

Bayram (Wairan) adı verilen yortularda iki kez kutlanır. Birincisine büyük bayram (Bujuk Wairan), ikincisine küçük bayram (Cudschuik Wairan) derler. İkincisi birincisinden bir ay sonra kutlanır.

 

Böyle bayramlarda büyük caddelerin kenarlarında yüksek direklerden oluşan bir ya da iki iskele kurulur ve bunlara yeniden bir adamın yarı beline gelecek yüksekliğe kadar uzanan ipler bağlanır. Halk buralara gelir ve insanlar bu iplere tutunarak keyiflerince sallanırlar ve yükseklere uçarlar. Bu salıncakların başında duran görevliler ellerinde tuttukları kuşak biçiminde uzun bir bezle, sallananlara hız kazandırırlar ve beş defa savurma karşılığında bir asper alırlar. İskelenin üzerine tente biçiminde bir halı serilir, çevresine süs olaran narenciye meyveleri, mendiller, şeker külahları ve yapraklı ağaç dalları asılır.

 

Yüksek konumundaki efendiler ve itibarlı kişilerinde kendi evlerinde böyle eğlenceler düzenlediklerini söylüyorlar. Hatta padişah bile zaman zaman böyle gülünç oyunlarla zaman geçirir ve kadınlar da evlerinde bazen bu biçimde eğlenirlermiş. Ben bu eğlencenin kimin tarafından icat edildiğini öğrenemediğim gibi, bu gülünç oyunun bir türlü ne işe yaradığını keşfedemedim.

 

Heralde salıncakta sallanmak, Hristiyan halkların koşup sıçrayarak bedenlerini hareket ettirmek, aynı zamanda kadınlarla edep çevresinde ilişki kurmak, sevgi yaklaşımlarında bulunmak için, böyle bir oyun seçmiş olmaları mümkün. Belki de bu şekilde baş dönmelerine kendilerini alıştırmak ve gemi yolculukları sırasında ya da kaleleri fethetmek için yükseklere tırmanırken dayanıklı olabilmeyi amaçlıyorlar. Bayramlarda genç yaşlı herkes baştan ayağa kadar yeni giysilere bürünür.”

İşte bir seyyahın gözlemlemeleriyle Osmanlı’da bayramlar, yazının en dikkat çekici noktalarından biri “Padişah bile salıncağa biner” sözleri olsa gerek…

Osmanlı’da Bayram

Yazar hakkında

Serhat Bozkurt

Yorum yap

14 − eleven =